468 x 60 Reklam Alanı


SON DAKİKA

Anasayfa > İslam Dostları > Emir Sultan Buhari Hazretlerinin Hayatı

Emir Sultan Buhari Hazretlerinin Hayatı
Son Güncellenme : 04 Kas 2013 1:01

EMİR BUHARİ HAZRETLERİNİN HAYATI VE MENKIBELERİ MENKIBELERİ 

 

Emir Sultan  Buhari Kimdir?

 

(1368-1429) Yüce Sultan ve bugün Emir Buhar! (R.A.) diye bilinen, bu kutsal isimle anılan veli’nin adı Mehmet Şemsüddin’dir. Bursa’ya gelinceye kadar kendisi hep bu adla bilinmiştir. Aslında mübarek isimleri Şemsüddin olup, Mehmet dedelerinin adıdır. Pederleri evliyaullah’ın eaztmindan bulunan (Emir Gülal) (K.S.) ‘dır. Elbette işaret etmeye bile luzüm yoktur ki, ilm-i batın deryasina yeni bir veche veren müceddid lakabına bihakkin liyakat kesbeden böyle bir zatın hem tercüme-i hali, hem de özellikle menkıbeleri, çeşitli kaynaklarda muhtelif suretlerle anlatılmıştır ki, bundan da tabii bir şey olmaz.. Emir Buhari ve Emir Sultan lakablarıyla tarihe şeref veren yüce velinin gençlik hayatını oradan da irşad postuna oturduğu zamana kadar kendilerine rehberlik eden iki zat vardır ki, başlangıçta bunları tanımadan yüce Sultan’ın seçkin kişiliğini anlatmaya imkan yoktur. Bunlardan birisi peder-i muhteremleri olan Emir Gülal Hazretleri, diğeri de seyr-i ilallahda bir dereceye kadar kendisine irşad vazifesi gören ve ondan hilafeti devraldığı Seyyid İsa (K.S.)’dır.

 

Emir Gülal Hazretleri, yüce Sultanım maddi ve manevi hayatında o kadar müessir olmuştur ki, onun tasavvuftaki hüviyyeti belirlenmeden Emir Sultan Hazretlerinin nasıl bir seyr-i sülük takip buyurduğunu, sulük erbabının anlayabilmesi imkansızdır. Bunun birinci sebebi şudur ki, maddi yönü itibariyle Emir Sultan Hazretleri. oğluna hem babalık hem de analık görevini yapmıştır. kendileri, yani Emir Sultan Hazretleri küçük yaşta anadan öksüz kaldığı için daima mader-yani anne olarak da Emir Gülal Hazretlerini muhatab bulmuştur. Sık sık mubarek dillerinden düşürmediği “gel babam, söyle babam” kelimelerinin çıkmış olması bu maddi tezahürün güzel bir örneği sanırız.

 

emir-sultan-buhari

 

Asıl önemli manevi tezahür ise Emir Gülal Hazretlerinin kendilerine

hem mürşit, hem babalık görevini birlikte yapmış olmasıdır ki, asıl önemlisi de budur.

 

Tasavvufta iki ayrı alem olduğunu, bunlardan birincisinin gayp alemine delalet eden (El-Amr), ikincisinin de zuhur alemine tealluk eden (Alam-ı el¬Halk) olduğunu beyan etmişlerdir ki, mutasavvufin-i kiram ve hatta erbabı seyr-i sülük pek iyi bilirler ki hakikatta bu tarif ve taksim noksandır. Bunun sebebi şudur ki, kaynak yaptığımız eserler vucüdun külli meratibini dile getirememişlerdir. Noksan buradan doğmaktadır. Aslında vucud iki mertebeye değil, yedi mertebeye ayrılmış olup, bunlardan ilki, yani zat ı baht’a ait olanı lazühur mertebesidir. Emir Gülal Hazretleridir ki yukarıdaki yüce sultana hem babalık, hem de mürşidlik ettiğine işaret etmiştik. Kendilerini tasavvuf hayatımızda seçkin ve asla ihmal edilemeyecek yüce bir zattır. Aynı zamanda zikr-i cehrinin Nakşibendi Tarikatına geçişte son temsilcisidir.

 

Nitekim Nakşibend . Tarikatının kurucusu Şah Muhammed Nakşibend (R.A.) ile, Emir Sultan Hazretleri de zikr-i cehriyi bırakıp, zikr-i hafiye geçen Evliyaullahın büyüklerindendir. Nitekim bunun böyle olduğu tamamen bir keşif eseri olan Yasin-i Şerif ‘in Havassı adlı eserin Kur’an’ın kalbi olan Yasin-i muazzamanın batını manasını dile getirmiş olmasıyla sabittir.

Tekraren şunu arzedelim ki: Emir Gülal Hazretleri cehri zikrin temsilcisiydi. Bir. gün müridlerinden Nakşibendi Tarikatının kurucusu olan Şah Muhammed Nakşıbendi Hazretleri zikre devam ettiği sıralarda güzeştegandan Abdulhalik-ı Gücdüvani Hazretlerinin Ruhaniyyeti hem Emir Gülal’e, hem de Şah Muhammed Nakşıbend’e tecessüm ederek, Şah Nakşıbend’in halka-i zikirden ayrılmasını ve kendisinin zikr-i hafi-yi te’sis buyuracak bir tarikata pir olacağını beyan buyurarak derhal zikr-i cehri’den ayırarak halkadan çıkarmiştır. Emir Gülal Hazretleri dahi şu beyitteki esrarın tecellisine boyun eğerek ilahi emri derhal yerine getirmiştir. Nitekim oğulları da bilahare aynı tariki takib buyurmuştur.

 

Emir Sultan Hazretleri kendilerine hem babalık hem de analık vazifesi

 

gören Emir Gülal Hazretlerinin vefatından sonra hem de yerini alacak kemalde bulunduğu halde postu emsalsiz oğluna terketmemiş, Seyyit İsa’ya bırakmıştır. Bundaki maksat şudur ki: Emir Gülal Hazretleri kutbıyyetin herzaman babadan oğla intikal eden bir nur olmadığını (Gah eznesti alist, gahi velist) sırrının tatbiki gerektiğini anlatmak arzu buyurmuştur. Ancak Emir Sultan Hazretlerinin Medine-i Münevvereye gitmek arzusunu izhar buyurması üzerine Seyyit İsa (K.S.) seyr-i sülük adabına riayeten şöyle buyurmuştur:”Ya Şemseddin ! Mademki Medine’ye gidiyorsun gittiğin mahal iki cihan serverinin bulunduğu yerdir, ben de sana el veriyorum”

diyerek kendisine icazetle halife seçmiştir.

Şimdi Emir Sultan Hazretlerinin gençliklerinde kendilerinde ilk defa         açığa vurulan (Kelime-i Hazret) tecellisine gösteren bir hikaye yi

nakledeceğiz.

 

Emir Gülal Hazretleri’nin hal-i hayatlarında cereyan eden bir hikayeyi okurlarımızın dikkat nazarlarına arz ediyoruz.

Buhara’da kıtlık ve hastalıkların yaygın olduğu günlerden bir gün, Emir Gülal Hazretlerinin ve beraber oturdukları oğlu Pir Sultan’ın kapıları çalınır. Emir Gülal ili genç Muhammet Şemsüddin (R.A.) kapıyı çalıp gelen adamı buyur ederler. Fakat kapıya gelen yaşlı zat o haldedir ki içeriye girecek kadar bile mecali yoktur ve hüngür hüngür ağlamaktadır. O zaman büyük mürşid Emir Gülal, bu dertli adama yönelip şöyle buyurur:

“Anlaşılan senin bir derdin var! Ağlamayı bırak da derdini söyle ki çare bulunsun” der. Yaşlı adam Hazret-i Emir Gülal’in ellerine sarılarak sanki onun kelime-i hazrete me’zun bir veli olduğunu bilirmişçesine şöyle söyler:

“Ah şeyhim, bağ bağçem hatabezare dönüp mahsul vermez oldu.

Çoluk çocuk aç kaldık, duanızı bekliyoruz” der. Emir Gülal Hazretleri, cevaben:

“Haydi şimdi git, Hak (C.C.)’dan hiçbirşey gizli değildir” buyurur.

 

Baba ile oğul göz göze gelip Mehmet Şemsüddin (R.A.) halka ayan ilk görevi üzerine alır. Ledün sırrının yiğidi, gün battıktan sonra yaşlı adamın bağçesine gider. Hiç hareket etmeden dua ve niyazda bulunur. (Her veliyy-i kamil gibi hiçbirşey söylemez, kendisinde şu beyitin esrarı tecelli eder:

 

“Diliyle eylemez davayı merdi, Gönülde himmetidir (nun ile (kat)”. ledünniyatı tecelli eder.

 

Ertesi günü bağçesine gelen yaşlı zat adeta gözlerine inanamaz. Daha bir sabah önce harabezar olan bağçe öyle bir mahsul vermiştir ki akıllar bunu idrakten acizdir. Şimdi minnet gözyaşları içinde Allah’ın izniyle bu kerameti gösteren zatı arar. Sağa sola bakınır, kimseleri göremez, nihayet bağçenin öbür ucunda duran Emir Gülal’in genç oğlunu görür. Kendisine teşekkür etmek için O’na doğru yürüdüğünde Hazret-i Şemsüddin’in, yaşlı adama yerinden ayrılmamasını ve konuşmamasını işaret eder ve bir daha da görünmez.

 

Bazı menakib kitablarında Emir Sultan Hazretleri’nin gençliğinde verdiği bir imtihan olduğuna temas edilmişse de hakikatte hiç öyle değildir. Nitekim bu sırra Aziz Mahmut Hüdai Hazretleri şu şi’ri ile işaret buyurmaktadır ki, aslında da öyledir. Emir Sultan Hazretleri öyle bir velidir ki daha doğarken, hatta doğmadan evvel kamil olarak halk edilmiştir.

“Aç gözünü hakkıyle bak, oku hüdaiden sebak, Kamil doğarmış ehl-i Hak, doğmadan evvel anesi”.

Yukarıdaki hikayede geçen ve ilmi ledün bakımından izahı zaruri bir noktaya işaret edeceğiz. Okurlarımız dikkat işaret etmişlerdir. Bağçe sahibi, Hazret-i Emir’e yaklaşmak istediği zaman uzaklaşıp kayboluyor, yerinde durduğu anda tekrar görünüyor ve nihayet kayboluyor. Bunda tasavvuf lugatinde (insilah) dediğimiz tecelli zuhur etmektedir. Yani bağçenin zaten öbür ucunda duran Emir Sultan Hazretlerinin rı1haniyyetidir. Kendilerine yaklaşılamayışının ve kayboluşunun hikmeti de budur. (İnsilah) odur ki pekçok velilerde tezahür eder. Bir velinin yaşarken ruhunun cisminden ayrılması manasına gelmektedir.

Yorumlar

Bu Yazıya 0 Yorum Yapılmış

Yorum Yap


    www.islamvedua.com
    Kayan yazılar bölümü
Haber Portalı 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu'na %100 uygun olarak yayınlanmaktadır. Ajanslardan alınan haberlerin yeniden yayımı ve herhangi bir
ortamda basılması, ilgili ajansların bu yöndeki politikasına bağlı olarak önceden yazılı izin gerektirir. Sitemizdeki yazı, resim ve haberlerin her hakkı saklıdır. İzinsiz kullanılamaz.